Dokuz Beyinli Uzaylı: Ahtapotlar Neden Dünyayı Yönetmiyor?

Üç kalbi, bakır temelli mavi kanı, kemiksiz bir bedeni ve biri merkezde sekizi kollarında olmak üzere “dokuz beyni” olan ahtapot, omurgasızlar arasında beden büyüklüğüne oranla en büyük beyne sahip canlı. Londra’daki Natural History Museum’a göre her kol kendi sinir hücresi kümesiyle bağımsız hareket edebiliyor; aynı anda merkezi beyin de üstten kontrol uygulayabiliyor.
Kanın mavi olmasının nedeni, oksijeni taşıyan hemosiyanin proteininin demir yerine bakır içermesi. Bu protein soğuk ve düşük oksijenli sularda oksijen taşımakta daha verimli olduğu için okyanus yaşamına uygun. Üç kalpten ikisi kanı solungaçlara pompalayarak oksijenlendiriyor, biri ise vücudun geri kalanına gönderiyor.
Dağıtılmış bir sinir sistemi
Ahtapotun sinir sistemi insanınkinin neredeyse tersi çalışıyor. Merkezi beyin genel yönü belirlerken, kollardaki ganglionlar yerel kararları kendi başına alıyor. Bir araştırmaya göre ahtapotun yaklaşık 500 milyon sinir hücresinin yaklaşık üçte ikisi beyninde değil, kollarında bulunuyor. Bu yapı, bir kolla problem çözerken diğerleriyle avı tutmak gibi işleri eşzamanlı yürütmesini sağlıyor.
2011’de yapılan bir deneyde araştırmacılar, ahtapotun kollarından birini bir labirentten geçirerek yiyeceğe ulaşmayı öğrenip öğrenemediğini test etti. Labirent, kolun kimyasal algılayıcılarını kullanamayacağı şekilde tasarlanmıştı. Ahtapotların çoğu kolunu yiyeceğe yönlendirmeyi başardı; bu da görsel bilgiyi işleyen merkezi beynin kolu kontrol edebildiğini gösterdi.
Ahtapotlar kavanoz açabiliyor, başka ahtapot türlerini taklit edebiliyor ve labirent çözebiliyor. Natural History Museum’dan kafadanbacaklılar koleksiyonu sorumlusu Jon Ablett’e göre ahtapotlar kendi türleri dışındaki bireyleri, insan yüzleri dahil, tanıyabiliyor. Yeni Zelanda’daki Otago Üniversitesi’nde tutulan bir ahtapotun, hoşlanmadığı bir çalışan tankın yanından her geçtiğinde ona su püskürttüğü Scientific American’da aktarılmıştı.
Her nesil sıfırdan başlıyor
Bu zekaya rağmen ahtapotlar bilgi biriktirmiyor. Büyük ölçüde yalnız yaşıyorlar; kültürleri, ebeveynlik davranışları veya nesilden nesle aktarılan bir gelenekleri yok. Her birey, çoğunlukla ürettikten kısa süre sonra ölmeden önce, bir ile beş yıl arası süren ömründe her şeyi yeniden öğreniyor. Dev Pasifik ahtapotu yaklaşık dört yıl yaşıyor.
Üreme döngüsü bu yalnızlığı pekiştiriyor. Bir dişi dev Pasifik ahtapotu, yumurtladığı kovuktan ayrılmadan ve yedi ay boyunca hiç beslenmeden 74.000’e kadar yumurtayı koruyabiliyor. Yavrular çıktıktan sonra anne ölüyor. Hiçbir bilgi aktarılmadığı için her nesil avlanmayı, saklanmayı ve problem çözmeyi baştan keşfetmek zorunda.
İşte ahtapotların okyanusun en zeki omurgasızı olmalarına karşın dünyayı yönetememelerinin nedeni burada: zekaları kültürle değil genomla taşınıyor. Yalnız yaşam tarzı, kuşaklar arası birikimin yokluğu ve kısa ömür, her keşfin tek bir canlının ömrüyle sınırlı kalmasına yol açıyor. Bilim insanları dünya dışı zekanın bize benzemeyeceğini düşünürken, radikal biçimde farklı bir zihnin nasıl olabileceğini görmek için bir gelgit havuzunun karanlığına bakmanın yeterli olabileceğini belirtiyor.












